Son Haberler
Anasayfa » Anne'den Notlar » Anneler ve Babalar Anlatıyor » Hamilelik Dünyanın En Büyük Mucizesi

Hamilelik Dünyanın En Büyük Mucizesi

Merhaba,

Ben Ceyda Özgen Kantarcı. 34 yaşındayım, 3 yaşındaki oğlum Yaman’ın annesiyim 🙂 Uzun yıllar profesyonel hayatta yönetici pozisyonunda çalıştıktan sonra, oğlumun doğumuyla birlikte tam zamanlı anne olmaya ve oğlumu kendim büyütmeye karar verdim. Sanırım bu karar, anne olma kararımdan sonra verdiğim en iyi karardı. Oğlum ile sürekli birlikte olduğum, her anından ayrı keyif aldığım harika bir 3 sene geçirdik. 3 yaşına geldiğinde Yaman tam gün okula gitmeye başlayınca bana epey bir boş zaman kaldı. Ben de bu zamanımı, aslında çoğu zaman çevremdeki arkadaşlarıma yapmaktan da büyük keyif aldığım bir şeyi daha geniş kitlelere yaymaya çalışarak değerlendirmeye karar verdim. Bu amaçla Yaşam Koçluğu, Profesyonel Koçluk, Ebeveyn Koçluğu ve NLP eğitimleri aldım. Bu yola çıkmaktaki amacım, aldığım eğitimleri yıllar içinde edindiğim tecrübe ve bilgilerimle birleştirip, mümkün olduğunca fazla kişiye ulaştırıp sağlayabileceğim maksimum faydayı sağlamak. İşte tam da bu doğrultuda, bundan sonra burada her ay sizlerle hamileliğe, doğuma, bebek bakımına ve çocuk yetiştirmeye dair yazılarımı paylaşacağım. Umarım keyifle okursunuz 🙂

Bu yazımda sizlere hamilelik serüvenimi anlatacağım. Hamilelik, bana göre doğumla birlikte dünyanın en büyük mucizesi… Hamile olduğumu öğrendiğimde evliliğimin 5. yılındaydım. Eşimle artık çocuk sahibi olmak istediğimize karar vermiştik. Ben uzun yıllar Mustela’nın Pazarlama Müdürlüğünü yaptığım için hamilelik ve doğum konularına çok yakındım. Ayrıca sevgili Ayşe Öner ile birlikte yıllarca doğuma hazırlık kursları gerçekleştirmemiz de beni bu konularda teoride bir adım öne geçirmişti. Yıllar boyu hamileler ve bebekler ile çalışmak, ayrıca kadın doğum doktorlarıyla yakın temasta olmak, özellikle Ayşe Öner’le böylesine samimi bir ilişkiye sahip olmak benim için gerçekten büyük bir şans olmuştu.

Yaptırdığım testin sonucunda hamile olduğumu öğrendiğim an mutluluktan havalara uçtuğumu hatırlıyorum. Müthiş bir andı gerçekten; isteyen her kadının bu olağanüstü duyguyu tatmasını diliyorum tüm kalbimle. Hamileliğimle ilgili o kadar çok hayal kurmuştum ki… Yapmak ve yapmamak istediğim birçok şey vardı. Her şeyden önce, kendimi hamileliğe ve anneliğe son derece hazır hissediyordum. Sanki zaten bu tam da hayatımın o anında olması gereken bir şeydi, tamamlanmış gibi oldum adeta. Ve daha ilk günden karnımdaki bebeğimle konuşmaya başladım. Onunla sürekli iletişim halindeydim. Araba kullanırken, ofiste, evde ve bunun gibi birçok yerde sürekli bebeğimle konuşuyor, onu ne kadar çok istediğimi, beni seçtiği için ne kadar mutlu olduğumu, birlikte çok güzel bir hayatımız olacağını anlatıyordum. Her nefesimde onu hissediyor, varlığı için şükrediyordum. Bazen de ona başıma gelen bir olayı sanki yanımdaki arkadaşıma anlatır gibi anlatıyor ya da o günkü havadan bahsediyordum. Konu hiç önemli değil ama bence bir anne adayının ilk andan itibaren bebeği ile iletişimde olup, onunla bütünleşmesi gerçekten çok önemli. Çünkü bir defa bebeğiniz ile aranızda o bağ kurulduktan sonra, ilişkiniz gerçekten çok sağlam oluyor. Yaman’ın çok erken konuşmasında (1 yaşında yaklaşık 20-25 kelime söylüyordu, 1,5 yaşında 3-4 kelimeli cümleler kuruyordu) ve aramızdaki güven ilişkisinde bu ilk günden başlayan iletişimimizin çok önemli bir rol oynadığını düşünüyorum.

Her zaman söylediğim gibi, hamilelik bir hastalık değildir. Aksine, bir kadının enerjisinin en yüksek olduğu, hayattan en çok keyif aldığı mucizevi bir dönemdir. Ben de bu düşünceyle, hamileliğim boyunca normal hayatımda hiçbir değişiklik yapmadım. Doğum yapacağım haftaya kadar işime – hem de çok yoğun bir tempoda – devam ettim, araba kullandım. Motivasyonum hep çok yüksekti, başından beri çok sağlıklı ve güzel bir hamilelik geçireceğime inanmıştım ve gerçekten de öyle hissediyordum. Yapı olarak zaten daima olayların iyi tarafını gören, pozitif enerjisi oldukça yüksek bir insanım. Konu hamileliğim olunca da kural bozulmadı ve ben hamile olduğumu öğrendiğim ilk andan doğumuma kadar gerçekten son derece sağlıklı, keyifli, harika bir hamilelik geçirdim. Her şey çok yolunda gidiyordu çünkü ben öyle olacağına inanmıştım. Ben tüm olayların insanın kafasında başlayıp bittiğine inanıyorum. Korku, mutluluk, huzur, kaygı ve diğer tüm duyguları aslında biz yaratıyoruz. Bunların hepsi zihnimizin içinde ve aslında kontrol etmek tamamen bize ait. Eğer kendinizi kaygının yönetmesine izin verirseniz, o ruh halinden çıkmanız zaten mümkün olmaz. Halbuki her şeyin iyi olacağını düşünüp, kendinizi pozitif yönde motive ederseniz; zaten akış kendiliğinden olumluya dönecek ve sizi rahatlatacaktır. Bu noktada şunu da vurgulamadan geçemeyeceğim, hamilelik döneminde (aslında hayat boyu) negatif insanlardan, negatif hikayelerden uzak durmak gerçekten çok ama çok önemli. Her kadının hamilelik serüveni tek ve biriciktir, kimsenin hamilelik hikayesi birbirine benzemez. Her kadın hamileliğini kendi içinde en özel ve en güzel şekilde yaşamayı hak eder, bunu da bozmaya kimsenin hakkı yoktur. Ben hamileliğim boyunca, hem kendim hem de bebeğim için bu tür insanlardan hep uzak durdum. Zaten hamileliği o kadar coşkulu ve her anının tadını çıkararak yaşıyordum ki, kimsenin bana olumsuz bir şey anlatacak hali kalmıyordu tahminen 🙂

Beslenme konusuna da çok dikkat ettim hamileliğim boyunca. Fakat öncelikli amacım kesinlikle az kilo almak ya da formda kalmak değildi. Aksine, istediğim her şeyden istediğim kadar yedim. “Acaba fazla kilo alır mıyım?” endişesiyle yediklerime sınır koymadım. Özellikle dikkat ettiğim tek nokta, çok sevmediğim şeyler bile olsa bebeğime faydalı olacak her şeyden yemek oldu. Örneğin, balığı haftada 2-3 defa yiyecek kadar sevmememe rağmen, çok faydalı olduğu için düzenli olarak tükettim. Her şeyden canımın istediği kadar yememe karşın, hamileliğimde toplam 14 kilo aldım. Fiziksel aktivitelerimde de hiç kısıntıya gitmediğim için hiç ağırlaşmadım. Hamileliğimin 40. haftasında bile oturmadan, hiçbir yerden destek almadan ayakta tayt ya da pantolonumu giyebiliyordum. Sanırım kendimi çok hafif ve huzurlu hissettiğim için bu fiziksel görünümüme de yansımıştı.

Hayalim hep normal doğum yapmaktı ve ağrısız (Aslında ağrı kelimesini kullanmam çünkü kullandığımız olumsuz kelimeler o olgunun gerçekleşmesine sebep olur. Ben ağrı yerine kasılma veya dalga derim her zaman. Ama burada doğumun bir özelliğini vurgulamak için özellikle kullandım), hamileliğim gibi rahat ve keyifli bir normal doğum yapacağımdan emindim. Kendimi buna o kadar inandırmıştım, motivasyonum o kadar yüksekti ki gerçekten tam da hayalimdeki gibi bir doğum yaptım. Doktorumu zaten özellikle normal doğum taraftarı olduğu için seçmiştim. Tüm hazırlığımı normal doğum için yapıyordum ve doğum yapacağım günü büyük bir keyifle bekliyordum. Doğum yapacak olma fikri beni çok mutlu ediyor, içimdeki coşkuyu sabırsızlıkla birleştiriyordu. Çünkü doğum algısı benim için aynı hamilelik gibi son derece mutlu ve pozitifti. Rahat bir normal doğum yapabilmek amacıyla hamileliğim boyunca hamile yogası yaptım, hamile masajı yaptırdım, Ayşe Öner’in doğuma hazırlık kursuna katıldım. Yabancı yayınların yanı sıra, Ayşe Öner’in “Hamilelik, Doğum ve Bebek Bakımı” kitabını defalarca okudum. Düzenli olarak açık havada yürüyüş yaptım, nefes egzersizlerini hayatımın doğal bir parçası haline getirdim. Tüm bunlar hem bana, hem de bebeğime çok fayda sağladı. Hatta doğumum başlamadan sadece birkaç saat önce hamile yogası dersindeydim. O günü hatırladığımda halen yüzümde kocaman bir gülümseme belirir. Hayatımın gerçekten en güzel günüydü.

Doğumum nasıl mı geçti? Onu da bir sonraki yazımda anlatacağım sizlere 🙂

Tekrar görüşmek üzere.

Sevgilerimle,

Ceyda Özgen Kantarcı

Check Also

Bahar’ın İkinci Hamilelik Duyguları

Evlat sahibi olmak, içinizde büyüyen bir mucizenin en yakın tanığı olarak, kendinizin ne kadar  özel olduğunu …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir